81. BÖLÜM

Robert Langdon, yanlış ülkede olduklarını anlamıştır. The Mendacium’un üst güvertesinde Langdon’a Sienna’nın gerçekte kim olduğu anlatılır.

MUHTEŞEM FRARİ KİLİSESİ’NİN DOĞUSUNDA BULUNAN PİETRO LONGHİ ATÖLYESİ, VENEDİK’İN TARİHİ KOSTÜMLER, PERUKLAR VE AKSESUVARLAR SATAN BELLİ BAŞLI MAĞAZALARDAN BİRİYDİ. 

84. BÖLÜM

ANLAŞILDIĞI KADARIYLA VENEDİKLİ HAİN DÜKA ENRİCO DANDOLO VENEDİK’E DEĞİL, 1202’DE FETHETTİĞİ KALENİN KALBİNE, AŞAĞILARINDA SERE SERPE UZANAN ŞEHRE GÖMÜLMÜŞTÜ. DANDOLO, FETHETTİĞİ ŞEHRİN SUNABİLECEĞİ EN KUTSAL YERDE; GÜNÜMÜZE KADAR BÖLGENİN EN DEĞERLİ MÜCEVHERİ OLARAK KALAN BİNADA EBEDİ İSTİRAHATGAHINA YERLEŞTİRLMİŞTİ. AYASOFYA.

  • Ayasofya Müzesi: Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür. Fatih Sultan Mehmed’in (1451-1481) 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrilmiştir. Son olarak ise Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır.

85. BÖLÜM

İŞTE, MÜSTAHKEM BİR MEVKİDE BELİREN OSMANLILARIN GÖZDESİ TOPKAPI SARAYI, ŞEHRİN ÜZERİNDE YÜKSELİYORDU. BOĞAZİÇİ’NE HAKİM GÖRÜŞ ALANIYLA BU SARAY, TURİSTLERİN EN SEVDİĞİ YERLERDEN BİRİYDİ.

  • Topkapı SarayıFatih Sultan Mehmed’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanan Saray; Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmış, aynı zamanda padişahın evi olmuştur. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur.

ZİHNİNİN KARANLIKLARINDA İSTENMEYEN BİR GÖRÜNTÜ BELİRDİ: VEBANIN, SEFALETİN VE İŞKENCENİN DENİZ KENARINDAKİ BİR ŞEHRİ YERLE BİR EDİŞİNİ TASVİR EDEN BRUEGEL’İN ÖLÜMÜN ZAFERİ TABLOSU.

  • Ölümün Zaferi: Ölümün Zaferi, Flaman ressam Pieter Brueghel tarafından çizilmiş bir tablodur. Yaklaşık 1562’de, ahşap üzerine yağlıboya ile çizilmiştir. 117 x 162 cm boyutlarındaki tablo Madrid’deki Prado Müzesi’nde sergilenmektedir.

ÇOK SAYIDA ŞEREFESİ BULUNAN, GÖKYÜZÜNE YÜKSELEREK SİPSİVRİ BİR TEPEYLE SON BULAN KALEM BENZERİ ALTI MİNAREYİ GÖREN LANGDON, SULTANAHMET CAMİİ’Nİ, HEMEN TANIDI. SUTANAHMET CAMİİ, İNGİLİZCEDE MAVİ CAMİ ANLAMINA GELEN BLUE MOSQUE İSMİN, DUVARLARINI KAPLAYAN GÖZ ALICI MAVİ ÇİNİLERDEN ALMIŞTI.

SULTANAHMET PARKI’NDAKİ GENİŞ YAPRAKLI AĞAÇLAR, GRUP PATİKADA YÜRÜRKEN ONLARI YAĞMURDAN BİR MİKTAR KORUYORDU. YÜRÜYÜŞ YOLLARINA, ZİYARETÇİLERİ PARKIN İLGİ ÇEKİCİ YERLERİNE YÖNLENDİREN TABELALAR YERLEŞTİRİLMİŞTİ: LUKSOR’DAN GETİRİLEN BİR MISIR DİKİLİTAŞI;

  • Dikilitaş (I. Theodosius Dikilitaşı): Obeliskin güney tarafında yer alan Burmalı Sütun’dan günümüze sadece birbirine dolanmış bronzdan üç yılanın gövdesi kalmıştır. Orijinalinde eserin üç yılanın başları üzerinde taşıdığı antik döneme ait üç ayaklı bir tütsü kazanı olduğu anlaşılmaktadır. Bu sütun Yunanların Platea’da Persleri yenmesinin anısına, Pers askerlerinin bronz silahları eritilerek dökülmüş ve Konstantinus tarafından Delphi’deki Apollon tapınağından alınarak İstanbul’a getirilmiştir. Perslere karşı müttefik olarak savaşan 31 Yunan kolonisinin baş şehirlerinin isimleri sütunun üzerine kazılmış olup bugün dahi bunların okunabilmesi mümkündür. Yılanların başlarından birisi bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

DELFİ’DEKİ APOLLON MABEDİ’NDEN GETİRİLEN YILANLI SÜTUN;

  • Yılanlı Sütun: Obeliskin güney tarafında yer alan Burmalı Sütun’dan günümüze sadece birbirine dolanmış bronzdan üç yılanın gövdesi kalmıştır. Orijinalinde eserin üç yılanın başları üzerinde taşıdığı antik döneme ait üç ayaklı bir tütsü kazanı olduğu anlaşılmaktadır. Bu sütun Yunanların Platea’da Persleri yenmesinin anısına, Pers askerlerinin bronz silahları eritilerek dökülmüş ve Konstantinus tarafından Delphi’deki Apollon tapınağından alınarak İstanbul’a getirilmiştir. Perslere karşı müttefik olarak savaşan 31 Yunan kolonisinin baş şehirlerinin isimleri sütunun üzerine kazılmış olup bugün dahi bunların okunabilmesi mümkündür. Yılanların başlarından birisi bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

BİZANS İMPARATORLUĞU ZAMANINDA “SIFIR NOKTASI” KABUL EDİLEREK, TÜM MESAFELERİN ÖLÇÜLDÜĞÜ MİLYON TAŞI (MİLLİON ANITI).

  • İstanbul Milyon Taşı (Sıfır Taşı): Antik dönemde Dünyanın merkezi Roma’nın da sıfır noktası olarak kabul edilmekteydi. Ayasofya’dan Beyazıt’a giden yolun sağında, tam köşede yer alan ve bugün neredeyse doğru düzgün fark edilmeyen bu taş, “tüm yollar Roma’ya çıkar” sözünün de kaynağıdır. İstanbul’un kuruluşu esnasında şehrin efsanevi kurucusu Megaralı Kral Byzas tarafından dikildiği yolunda söylentiler olsa da; tarihçiler taşın, Konstantinopolis’i başkent yapan Büyük Konstantin’in, “dünya merkezi alameti” olarak diktiğinde hemfikirdirler (MS 4. yy).

88. BÖLÜM

LANGDON MEKANIN ALTIN RENKLİ ATMOSFERİNİN KUSURSUZ BİR ŞEKİLDE YAKALANDIĞI O TEK TABLOYU GÖRMÜŞTÜ. JOHN SİNGER SARGENT. AMERİKALI RESSAM, ÜNLÜ AYASOFYA TABLOSUNU YARATIRKEN PALETİNİ TEK BİR RENGİN TONLARIYLA KISITLAMIŞTI. ALTIN RENGİ.

LANGDON , DANDOLO’NUN MEZARINI GÖRMEK İSTEYİNCE, MİRSAT BU RİCASININ BİR YEM OLDUĞUNU HİSSETMİŞTİ. KİMSE DANDOLO’NUN MEZAR TAŞINI GÖRMEK İSTEMEZ. MİRSAT, LANGDON’UN GERÇEKTEN GÖRMEK İSTEDİĞİ  ŞEYİN DANDOLO’NUN MEZARININ TAM YANINDA DURAN ESRARENGİZ HAZİNE OLDUĞUNU FARZ ETMİŞTİ. DEİSİS MOZAİĞİ, PANTOKRATOR İSA TARTIŞMASIZ, BİNADAKİ EN GİZEMLİ PARÇALARDAN BİRİYDİ.

  • Deisis Mozaiği: Güney galerinin batı duvarında Doğu Roma Resim Sanatı’nda Rönesansın başlangıcı olarak kabul edilen Deisis sahnesinin yer aldığı mozaik pano bulunmaktadır. Tasvirde, sağda İoannes Prodromos (Vaftizci Yahya) ile solda Hz.Meryem, ortada ise Pantakrator İsa bulunmaktadır. Mozaikte kıyamet gününde insanlığın affedilmesi için Hz.Meryem ve Hz. Yahya’nın Hz. İsa’ya yakarmaları tasvir edilmiştir. Bu üç figürde Helenistik Dönem Tasvir Sanatı’nın özellikleri yansıtılmaktadır. Deisis panosu, mozaik tekniği ve tasvirin yapılış şekli ile dikkat çekmektedir. Yüzlerdeki canlılık ve renklerin seçimi açısından oldukça başarılıdır. Bu mozaik Doğu Roma Sanatı’nda İlkçağ resim sanatının ana prensiplerinin yansıtıldığı en güzel örneklerden biridir.Desisis Mozaği’nin tarihlendirilmesinde farklı görüşler ileri sürülmekle birlikte, kabul edilen tarih 13. yüzyıldır

89. BÖLÜM

MİRSAT BAŞINI SALLADI. “EVET. ESKİ SARNICIMIZIN İSMİ YEREBATAN SARAYI. BATIK SARAY ANLAMINA GELİR.”

  • Yerebatan Sarnıcı: İstanbul’un görkemli tarihsel yapılarından birisi olan Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya’nın güneybatısında bulunmaktadır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da anılır. Sarnıç, uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapıdır. Toplam 9.800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.

91. BÖLÜM

ONLAR İLERLERKEN LANGDON, GEZİNTİ PLATFORMUNUN KENARLARINDAKİ YUMUŞAK IŞIKLA AYDINLATILMIŞ BİLGİ TABELALARINI İNCELEDİ. İÇLERİNDEN BİRİ, ON BİNLERCE TONLUK KAPASİTEDEN BAHSEDİYORDU. BİR BAŞKASI, YAPIM AŞAMASINDA BAŞKA BİR BİNADAN GETİRİLEN, UYUMSUZ BİR SÜTUNU GÖSTERİYORDU. BİR DİĞERİYSE, SARNICIN YAPIMI SIRASINDA ÖLEN KÖLELER İÇİN AĞLADIĞI SÖYLENEN GÖZYAŞI SÜTUNU’YDU.

FAKAT LANGDON’UN ANİDEN DURMASINA SEBEP OLAN, ÜZERİNDE TEK BİR KELİME YAZILI TABELAYDI. BİR OKLA YOLU GÖSTEREN TABELADA, KORKUNÇ BİR DİŞİ CANAVARIN İSMİ YAZILIYDI.                                                                                                               MEDUSA

  • Medusa Başı: Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa Başı, Roma Dönemi heykel sanatının şaheserlerindendir. Sarnıcı ziyaret eden insanların en çok ilgisini çeken Medusa başlarının hangi yapılardan alınıp buraya getirildiği bilinmemektedir. Araştırmacılar, genellikle sarnıcın inşası sırasında salt sütun kaidesi olarak kullanılması amacıyla getirildiklerini düşünmektedirler. Bu görüşe rağmen, Medusa Başı hakkında birtakım efsaneler oluşmuştur.
  • Bir efsaneye göre Medusa, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’ dan biridir. Bu üç kız kardeşten yılan başlı Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Bir görüşe göre o dönemde büyük yapılar ve özel yerleri korumak için Gorgona resim ve heykelleri kullanılırdı ve Sarnıca Medusa başının konulması da bu yüzdendir. 

94. BÖLÜM

İSTANBUL’UN ÜÇ YÜZ YILLIK MISIR ÇARŞISI, DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KAPALI ALIŞVERİŞ MEKANLARINDAN BİRİDİR. L ŞEKLİNDE İNŞA EDİLMİŞ OLAN YAPININ, YÜZLERCE DÜKKANA BÖLÜNMÜŞ SEKSEN SEKİZ KEMERLİ ODASI BULUNUR. YERLİ ESNAF BURADA TÜM DÜNYADAN GETİRİLEN ENVAI ÇEŞİT YENEBİLİR LEZZETİ COŞKUYLA SATAR: BAHARATLAR, MEYVELER, BİTKİLER VE İSTANBUL’UN HER YERİNDE BULUNABİLEN BİR TÜR ŞEKERLEME OLAN TÜRK LOKUMU.

  • Mısır Çarşısı: Mısır Çarşısı “L” şeklinde bir yapıda olup, Yeni Cami’nin batısında yer almaktadır.1664’te cami bittikten bir yıl sonra, külliyenin bu bölümü Hassa Başmimar’ı Mustafa Ağa tarafından tamamlanmıştır. Çarşının Mısır Çarşısı olarak anılmasının nedeni, Kahire’den alınan vergilerle yapılmasıdır. Bu ad 18 yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmış; çarşı, bundan önce Valide Çarşısı ve Yeni Çarşı isimleriyle de anılmıştır. Çarşı’nın toplam altı kapısı bulunmaktadır. Haseki Kapısı’ndaki kısım iki katlı bir plana sahiptir ve üst katlar vaktiyle mahkeme bölümleri olarak da kullanılmıştır. Bu mahkeme bölümlerinde; esnafla halk arasındaki ve çarşı esnafının kendi arasındaki sorunlar giderilmeye çalışılırdı.
  • Mısır Çarşısı’nda; eskiden yalnızca baharat değil, her türlü ilaçta satılırdı. Dükkânların görülebilen yerlerine de bazı işaretler konulurdu. İlaçların birçoğu da “Nüzhetül Fi Tercüme-Afiyet” adlı kitaptan yararlanılarak yapılırdı. Bugün çarşı içinde kuyumcular, aktarlar, baharatçılar ve hediyelik eşya dükkânları gibi birçok farklı dükkân faaliyet göstermektedir.
[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz