Türkiye’de bir kurum olarak ilk müzenin açılması, Avrupa’da ilk müzelerin açılmasından yaklaşık 150 yıl sonra yani 19. yüzyılın ikinci yarısında olmuştur. Aslında daha öncesinde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde değerleri eşyaların, savaş ganimetlerinin yada hediye olarak gönderilen eşyaların teşhir edildiği bilinmektedir.

İstanbul’un fethinden sonra cephane deposu olarak kullanılan Aya İrini (Hagia Eirene) Kilisesi’nde çeşitli silahların, savaş ganimetlerinin, kutsal eşyaların toplandığı bilinmektedir. 1730 yılında Aya İrini’de gerçekleştirilen bir onarımın ardından depodaki eserler Darü’l-Esliha adıyla ilk kez sergilenmeye başlanmıştır. Yabancı gezginlerin izin alarak görebildikleri bu sergi halka açık olmadığından tam bir müze haline gelememiştir.

Aya İrini (Hagia Eirene) Kilisesi

Müzenin bir kurum olarak ortaya çıkmasına yönelik ilk adım ise, Tophane-i Amire müşiri Ahmet Fethi Paşa tarafından atılmıştır. Ahmet Fethi Paşa, Darü’l-Esliha adı verilen koleksiyonu zenginleştirmiş ve sınıflama yaparak iki ana bölüme ayırmıştır. Fransız arkeolog Albert Dumont ise henüz müze olarak tanımlanamayan bu koleksiyonun kataloğunu hazırlamakla görevlendirilmiştir.

Sadrazam Ali Paşa bu kurumu yeniden düzenletmiş ve adını 1869 yılında Müze-i Humayun (İmparatorluk Müzesi) olarak değiştirmiştir. Bu yıllarda Maarif Nazırı Esad Safvet Paşa imparatorluğun pek çok bölgesinden tarihi eserlerin getirilmesini sağlayarak koleksiyonu genişletmiştir.

Müze-i Humayun’un ilk müdürü Galatasaray Mektebi (Mekteb-i Sultani) öğretmenlerinden Dr. Edward Goold olmuştur. Daha sonra sorumluluğu tarihçi ve arkeolog Alman Dr. Philip Anton Dethier almış ve 1874 yılında Maarif Nazırı olan Abdülatif Suphi Paşa ile birlikte eski eserleri korumaya yönelik kanunlar içeren Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin çıkarılmasına öncü olmuştur.

Eserler Aya İrini’deki Müze-i Humayun’a sığmayınca Abdülatif Suphi Paşa arkeolojik eserlerin yer aldığı Mecmua-i Asar-ı Atika denilen kısmının Çinili Köşk’e taşınıp yeni müze açılmasını önermiştir. Bu öneri sonucu müze olarak düzenlenen Çinili Köşk’e eserler taşınarak her kesimden ziyaretçiye açık hale getirilmiştir.

1880 tarihinde açılan bu mekan Aya İrini’de oluşturulan koleksiyonun gerçek anlamda müzeye dönüştüğü yer olmuştur. 1881 yılında Dr. Dethier’in ölümünün ardından Çinili Köşk’teki müzeye müdür olarak atanan Osman Hamdi Bey’le birlikte Osmanlı müzeciliğinde önemli ilerlemelerin gerçekleşeceği yeni bir dönem başlamıştır.

Türkiye’de ilk bilimsel kazıları başlatan Osman Hamdi Bey, Adıyaman Nemrut Dağı, Lübnan’da Sayda (Sidon) Krallar Mezarı, Muğla-Lagina kazılarını yürütmüş ve çıkan eserleri müzeye getirtmiştir.

Sayda’dan getirilen 26 lahit müzeye sığmayınca yeni bir müze binasının yapılması yönünde çalışmalar başlamıştır.

Ağlayan Kadınlar Lahdi

Avrupa’daki müzeler gibi kütüphane ve fotoğraf stüdyosu gibi atölyelere yer verilen yeni müze tasarımı Fransız asıllı mimar Alexander Vallaury tarafından yapılmıştır. 13 Haziran 1891’de Müze-i Humayun adıyla ziyarete açılan günümüzde ise İstanbul Arkeoloji Müzesi  olarak bilinen müzeye 1903 ve 1907 yıllarında ek binalar yapılmıştır. Bu müzeyle Osmanlıda modern müzecilik anlayışı başlamıştır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

Osman Hamdi Bey öncülüğünde hem Anadolu’daki kazıları takip etmek hem de yurt dışına eser kaçırılmasını önlemek için 1884’te yeni Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin çıkarılması önemli bir gelişme olmuştur.

1910 yılında Osman Hamdi Bey’in ölümünden sonra Müze-i Hümayun’un ve Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğünü kardeşi Halil Edhem Bey yapmıştır. Bu dönemde 1913 yılında Süleymaniye Külliyesi’nin imaretinde Evkaf-ı İslamiye Müzesi (İslam Vakıfları Müzesi) kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde ismi Türk İslam Eserleri Müzesi olarak değiştirilen İslam Vakıfları Müzesi, 1983 yılında yeniden düzenlenerek Sultanahmet Meydanı’ndaki İbrahim Paşa Sarayı binasına taşınmıştır.

Osmanlı’da müzecilik faaliyetleri dışında hem padişahların hem de üst düzey yöneticilerin çabalarıyla ilk sergilerin düzenlenmesi de ayrı bir öneme sahiptir. Örneğin 1863’te Sultan Abdülaziz tarafından açılışı yapılan İstanbul’daki fuarda (Sergi-i Umumi-i Osmani) çeşitli resimler, fotoğraflar, baskıları ve el yazma kitaplar sergilenmiştir.

Sergi-i Umumi-i Osmani için inşa edilen geçici fuar binası ve L’Univers illustré’nin Sergi-i Umumi-i Osmani’yi duyuran ilk sayfası.

Yine Sultan Abdülaziz döneminde halka açılan ilk resim sergisi, Şeker Ahmed Paşa’nın öncülüğünde çok sayıda yerli ve yabancı sanatçının katılımıyla 1873 yılında açılmıştır.

Osmanlı müzeciliği açısından bir diğer gelişme eğitim kurumlarında bilim koleksiyonlarının yer almaya başlamasıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısında bu alanda ilk modern müzelerin kurulduğu söylenebilir. Örneğin 1868 yılında kurulan Galatasaray Lisesi’ne İmparator III. Napolyon’un içi doldurulmuş bir mamut hediye etmesinin ardından Tarih-i Tabiiye Müzesi isimli bir doğa tarihi müzesi oluşturulmuştur.

Cumhuriyet Döneminde Müzeler

Bu dönemde Atatürk’ün öncülüğünde pek çok önemli girişimler gerçekleşmiştir. Öncelikle koruma altına alınmak istenen Ayasofya, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Kariye Camii, Fethiye Camii Bursa’da Yeşil Türbe, Muradiye Külliyesi, Konya’da Mevlana Dergahı gibi önemli yapılar müzeye çevrilmiştir.

Aya Sofya Müzesi

Müzecilik ayrı bir bilim dalı olarak önemsenmiş, kültürel mirasın araştırılması için kazılar başlatılmış ve tarihi eserlerin koruma altına alınmasına ilişkin yeni yasalar çıkarılmıştır. Ayrıca Bergama, Efes, Aspendos, Karatepe ve Göreme gibi çok sayıda antik şehir açık hava müzesi olarak açılmıştır.

Göreme Açık Hava Müzesi

Ankara’nın başkent oluşunun ardından Atatürk’ün 1925 yılındaki talimatıyla Cumhuriyet döneminde inşa edilen ilk müze binası olan Ankara Etnografya Müzesi açılmıştır. Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından tasarlanan müze binası 1930 yılında Cumhuriyet döneminin müze olarak tasarlanan ilk yapısı, ilk devlet müzesi olarak halka açılmıştır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında sergilere de önem verilmiş ve 1933 yılında İnkılap Sergisi düzenlenmiştir. 1939 yılında ise bu serginin devamı niteliğinde ilk Devlet Resim ve Heykel Sergisi (DRHS) gerçekleştirilmiştir.

1937 yılında Atatürk’ün emriyle Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı olarak Dolmabahçe Sarayı Veliaht Daires’inde kurulan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ise Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olmuştur.

Türkiye’de çağdaş müzeciliğin gelişmesi açısından önemli bir gelişme de 1950’li yıllarda UNESCO ve ICOM’a (Uluslararası Müzeler Konseyi) üye olunmasıdır.

1960’lı yıllarda müzeler açılmaya devam etmiş ve tek tip plana sahip yeni müze binalar yapılmıştır. 1980’li yıllara kadar hemen her şehirde koruma, depolama ve aydınlatmanının önemsenmeye başladığını gösteren müzeler kurulmuştur.

Türkiye’de Çağdaş Müzecilik Örnekleri

1980’li yılların başında itibaren özel müzelerin kurulmaya başlaması çağdaş müzeciliğin tarihsel gelişiminde önemli bir aşamayı daha başlatmıştır. 1980 yılında İstanbul’da kurulan Sadberk Hanım Müzesi ülkemizde kurulan ilk özel müzedir.

Yine 1994 yılında Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye’de sanayi, ulaşım, endüstri ve iletişim tarihinin yansıtıldığı ilk modern müzedir.

Avrupa’da olduğu gibi, uluslararası sergilerin müzelere dönüştürülme yönünde bir basamak olduğuna işaret eden bir örnek Türkiye’de de gerçekleşmiştir. İstanbul Modern’in açılması bu anlamda ilklerden biridir. Türkiye’de 1987 yılında düzenlenen I. Uluslararası Çağdaş Sanat Sergileri ile İstanbul Modern’in temeli atılmıştır.

21. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız bu yıllarda modern anlayışa sahip müzelerin açılması yönünde girişimler sürmektedir. Gaziantep’te 2011 yılında açılan Zeugma Mozaik Müzesi hem dünyadaki en büyük mozaik müzesi olması hem de mimarisi, sergileme teknikleri, teknoloji kullanımı gibi özellikleriyle Türkiye ve dünyanın en ünlü müzelerinden biri olmuştur.

Yararlanılan Kaynaklar

  • AOF Yayınların – Müzecilik ve Sergileme
  • Vedat Keleş – Modern Müzecilik ve Türk Müzeciliği
  • Gürsoy Şahin – Avrupalıların Osmanlı Ülkesindeki Eski Eserlerle İlgili İzlenimleri ve Osmanlı Müzeciliği
[Toplam: 32   Ortalama: 3.3/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz