Paris’in Doğumu 
Paris in the Phygian Cap – Antoni Brodowski (1812)

Paris (Aleksandros), Troya Kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin oğludur. Hekabe Paris’e hamile iken bir rüya görür. Hekabe gördüğü bu rüyada alev alev yanan bir odun parçası doğurduğunu -kimi kaynaklara göre ise gördüğü şey yılanların keleplendiği bir çalı demetidir- ve bu odunun Troya surlarını sararak bütün şehri ve İda Dağı’nı yaktığını görür.

Burning Troy – Pieter Schoubroeck (1570-1607)

Bu rüyayı öğrenen Troya Kralı Priamos, hiç vakit kaybetmeden bir kahin olan oğlu Aisakos’a danışır. Rüyayı yorumlayan Aisakos doğacak çocuğun Troya’nın yok olmasına sebep olacağını ve bu çocuğun doğar doğmaz öldürülmesi gerektiğini söyler.

Paris doğduğunda öldürülmek üzere Priamos’un çoban başı Agelaos’a verilir. Agelaos ise çocuğa kıyamayarak İda Dağı’nda bırakır ve öldürdüğünü kanıtlamak için de bir köpeğin kestiği dilini ailesine gösterir. Buna karşın bazı yazarlar bizzat Hekabe’nin Paris’in hayatını bağışlaması ve Priamos’ a bundan söz etmemesi için Agelaos’a rüşvet verdiğini ileri sürerler.

İda Dağı’nda bırakılan Paris’i bir ayı bularak beş gün boyunca emzirmiş ve sonrasında ise dayanamayıp gelen Agelaos tarafından bulunarak büyütülmüştür. Kimi kaynaklara göre ise Paris’i İda Dağı’na bırakıldığında diğer çobanlar bulmuş ve kendi ailelerinden biri olarak yetiştirmişlerdir.

Koruyucu Paris ve Oinone

Kral soyundan gelmiş olan Paris, zamanla serpilmiş, zeki, olağanüstü güzellikte, güçlü ve cesur bir delikanlı olmuştur. Paris delikanlılığa henüz ayak bastığı bir sırada, bir grup sığır hırsızını takip ederek çalınan hayvanları geri almış, bu yüzden Agelaos ona, korunmuş anlamına geldiği gibi “koruyucu” anlamına da gelen Aleksandros adını vermiştir ve onu bundan böyle sürülerinin çobanı yapmıştır.

Paris çobanlık yaptığı süreçte bir İda Dağı Nymphası olan Oinone ile sevgili olur. Anlatılanlara göre Oinone kimi tanrı ve tanrıçalardan kehanet ve hekimlik sanatını öğrenmiştir. Paris ile Oinone birlikte ava çıkıp hayvan güder, bu sırada Paris aşığının ismini ağaçlara kazımaktan geri kalmaz.

Paris and Oenone – Pieter Lastman (1610) High Museum of Art

Paris dağda sürülerini otlatırken iki boğayı birbiriyle kapıştırmaktan zevk alır ve kazanan boğaların başlarını da çiçeklerden yaptığı çelenklerle süslermiş. Bir gün kendi boğasını yenene altın bir taç hediye edeceğini ilan eden Paris, Savaş Tanrısı Ares’in ilgisini çeker. Ares, haddini bilmeyen bu ölümlüye ders olsun diye kendisini bir boğaya dönüştürür ve onu yenerek yarışmayı kazanır. Paris ise hiç tereddüt etmeden yenen boğaya ödülünü verir ve böylece dürüstlüğüyle Olympos’lu tanrıların dikkatini çeker.

Üç Güzeller ve Paris’in Kararı

Paris çobanlığa devam ederken, Olympos’un efendisi Zeus, deniz tanrıçası ve Akhilleus’un annesi olan Thetis ile büyük ölümlü kahraman Peleus’un düğün eğlencesini düzenlemektedir.

Wedding of Peleus and Thetis, Joachim Wtewael (1566 – 1638)

Düğünde bir aksilik yaşanmaması için Kavga Tanrıçası Eris düğüne davet edilmez. Buna çok kızan Eris ise düğüne gelerek salona bir altın elma atar ve bunun en güzel tanrıça için bir armağan olduğunu söyler. Kimi kaynaklara göre ise Eris “En Güzel Kadına” yazan bir elma atmıştır kalabalığın ortasına. Bütün tanrıçalar altın elmaya sahip olmak istese de en sonunda Hera, Athena ve Aphrodite dışındaki kimse kalmaz. Üç güzel, Zeus’tan hangisinin en güzel olduğuna karar vermesini ister ancak Zeus seçim yapmak istemeyerek bu kararı Paris’in vermesini ister.

Golden Apple of Discord – Jacop Jordaens (1633)

Zeus’un Paris’i neden seçtiğine dair kesin bir bilgi olmasa da kimi yazarlar Paris’in daha önce düzenlediği boğa yarışmasında dürüstlüğüyle tanrıların dikkatini çektiği için onun seçildiğini ileri sürerler.

Paris İda Dağı’nın en yüksek tepesi olan Gargaros’da sürüleri otlatırken, Zeus’un ulağı Hermes ile üç güzel; Hera, Athena ve Aphrodite onu görmeye gelirler. Tanrıların habercisi Hermes Paris’e altın elmayı vererek Zeus’un mesajını iletir. Paris elmayı kabul ederken şüphelerini de dile getirir ve verdiği karardan dolayı kaybedenlerin onu cezalandırmaması için yalvarır. Ayrıca doğru kararı verebilmek için tanrıçaları göründükleri gibi mi değerlendirmelidir yoksa soyunmaları mı gerekir diye soran Paris’e, yarışmanın kuralları şu andan itibaren senin kararın olacak diyerek tüm yetkinin onda olduğunu söyler Hermes. Yetkiyi alan Paris tanrıçaların giysilerini çıkarmalarını ister ve gereksiz tartışmaları engellemek için onlarla teker teker görüşeceğini söyler.

The Judgement of Paris – Peter Paul Rubens (1639) Museu dei Prado, Madrid

İlk olarak Hera ile görüşür Paris. Hera muhteşem vücudunu yavaşça döndürüp gösterdikten sonra kendisini seçtiği taktirde onu tüm Asya’nın hükümdarı ve dünyanın en zengin kişisi yapacağını söyler. Paris ise hiçbir şekilde rüşvet kabul etmem mümkün değil diyerek teşekkür eder ve ardından Athena’yı çağırır.

Athena maksatlı bir şekilde ileri atılarak “Dinle Paris eğer ödülü bana verecek olursan seni sadece bütün savaşlardan her zaman galip gelen bir komutan yapmam aynı zamanda dünyanın en yakışıklı ve en bilge insanı da olursun” der. Paris ise ben bir asker değil basit bir çobanım, ayrıca Kral Priamos’un egemenliği altında barışın hüküm sürmekte olduğunu ve bunu kabul edemeyeceğini söyler.

Bunun üzerine Aphrodite’yi çağırır ancak Aprodite Paris’e o kadar yaklaşır ki genç adam neredeyse teni tenine değecek olan Tanrıçanın karşısında kıpkırmızı olur. Aphrodite kendisine bakmasını ve hiçbir şeyi atlamamasını söyler. Bir şehre taşınıp medeniyet içinde yaşamak varken ve kendisi kadar güzel ve tutkulu olan Sparta’lı Helen’le evlenebilecekken burada çobanlık yaptığını söyler. “İnanıyorum ki birbirinizi daha ilk görüşünüzde Helen aşığın olabilmek için ailesini, evini kısacası her şeyi arkasında bırakıp seninle gelecektir. Herhalde Helen’i daha önceden duymuşsundur.” Paris Tanrıça’nın sorusuna, “Bugüne kadar adını hiç duymadım” şeklinde karşılık verir ve Helen’i anlatmasını ister.

Truvalı Helen by Evelyn de Morgan (1898, London)

Aphrodit, Helen’in Leda’nın kızı olduğunu; Zeus’un Leda’yı kuğu kılığına girerek döllediği için kızın teninin pamuklar gibi beyaz olduğunu; onun, bir yumurta içerisinde döllenip büyüdüğü için, pek narin yapılı bir dilber olduğunu, söyler.

Leda and the Swan – Cesare da Sesto (1506-1510)

Daha küçük bir çocukken bile uğruna bir savaşın çıktığını ve prenslerin onu alabilmek için birbiriyle yarıştığını, şu an ise Agamemnon’un kardeşi Menelaos ile evli olduğunu söyler. Ancak evli olmasının hiçbir öneminin olmadığını bu tür çıkmaz ilişkileri düzene koymanın kendisinin tanrısal görevi olduğunu anlatır ve oğlu Eros’un rehberliğinde Paris’in Sparta’ya gitmesini önerir.

Venus convinces Helen to go with Paris – Angelica Kauffman(1790)

Saraya ulaşır ulaşmaz Helen’in ona nasıl sırılsıklam aşık olacağını anlatır ve Paris’in bunun için yemin eder misin sözüne karşılık Aphrodite beklenen yemini eder.

Şan, şeref ve kahramanlıktan çok hoşlanmayan aksine güzelliğin peşinde olan Paris Aphrodite’nin sözlerinden çok etkilenmiş ve daha şimdiden Helen’e aşık olmuş gibidir.

Bütün bu olanlardan sonra Paris hiç düşünmeden elmayı Aphrodite’ye verir ve onu yarışmanın galibi ilan eder. Tabi verdiği bu kararla hem Hera hem de Athena’nın nefretini üzerine çeker. İki tanrıça Troya’nın nasıl yerle bir edileceğinin planını yaparken Aphrodite ise verdiği sözü en iyi nasıl yerine getirebileceğini düşünmeye başlamıştır.

Paris’in Eve Dönüşü

 Troya Kralı Priamos öldüğünü düşündüğü oğlu için adet olduğu üzere cenaze oyunları düzenlemek ister ve elçisine oyunlarda ödül olarak verilmek üzere bir boğa getirmesini söyler. Bunun üzerine elçi İda Dağı’nda yetiştirilmiş boğalardan birini seçer. Bunu gören Paris ise ısrarla yarışmalara katılmak istediğini söyleyerek onların peşinden gider. Paris’in kararlılığını gören üvey babası Agelaos onu bu kararından vazgeçirmeye çalışsa da Paris’i durduramaz ve onu Troya’ya yanında götürmek zorunda kalır.

Müsabakalara katılan Paris savaş sanatında iyi olmamasına rağmen yarışmaları tek tek geçer. Sonunda prensler kendilerini halkın önünde küçük düşüren bu çobanı öldürmeye karar verirler. Hektor ve Deiphobos genç adama saldırırken Paris saldırılardan korunmak için Zeus’un sunağına sığınır. Bu sırada Agelaos da kralın yanına koşarak Paris’in onların öldüğünü sandıkları oğlu olduğunu anlatır. Bunun üzerine kral eşi Hekabe’yi çağırır ve gencin elinde bulunan çıngırağı gösterir. Hekabe oyuncağı görür görmez onu tanır ve gerçek kimliğini herkese açıklar. Çok geçmeden Paris sevgi gösterileri arasında saraya götürülür. Paris’in yaşadığını öğrenen Apollon rahipleri derhal gencin öldürülmesi gerektiğini yoksa Troya’nın yerle bir olacağını söylerler. Priamos ise “Troya’nın yağmalanması cesur oğlumun öldürülmesinden daha elim bir şey değil!” diyerek onların isteklerini reddeder.

Paris ve Helen

Bir gün Helen’in eşi Sparta Kralı Menelaos hiç beklenmedik biçimde Troya’ya gelir. Troya’ya gelme sebebi ise Sparta’yı kasıp kavuran veba salgınının tek çaresi olarak kahinlerin söylemiş olduğu ve Troya’da bulunan Lykos ve Khimairos’un mezarlarına kurbanlar sunmaktır. Menelaos’u dostça karşılayan Paris de oyuncak bir kılıçla Antenor’un oğlu Antheus’un ölümüne neden olduğundan dolayı günahlarından arınmak için Sparta’ya geldiğinde kendisini kabul etmesini rica eder. Menelaos’un bunu kabul etmesiyle birlikte Paris bir donanma inşa edilmesini ister ve gemisinin pruvasında ise Eros’un minyatürünü elinde tutan Aphrodite olmasına karar verilir. Paris’in İda Dağı’nda bir çobanken sevgili olduğu Oinone, Paris’i büyük yıkım ve ölümlere sebep verecek bu yolculuktan alı koymak istese de Paris sevgilisini dinlemez. Oinone yine de ona “Eğer yaralanırsan hemen yanıma gel. Seni benden başka hiç kimse iyileştiremez” diyerek veda eder.

Sparta’ya ulaşan Paris’i Menelaos dostça karşılar ve dokuz gün boyunca cömertçe ağırlar. Bir ziyafet sırasında Paris Troya’dan getirdiği hediyeleri Helen’e sunarken cüretkar bakışları, hareketler ve sözleriyle genç kadının yüzünün kızarmasına neden olur.

The Courtship of Paris and Helen – Jacques-Louis David (1748-1825)

Daha da ileri giden Paris, Helen’in içkisini kaldırdığında kadehi tutarak genç kadının kadehteki dudak izlerini öper. Paris’in “Seni seviyorum” sözlerini işittiğinde ise kocası Menelous’un olan bitenden şüpheleneceğinden korkan Helen, Paris’e cesaret vermeyi göze alamaz. Ancak kocası bir davete katılmak zorunda olduğundan Girit’e doğru yelken açtığında, Helen Paris’le kaçar ve kendisini uğradıkları ilk liman olan Kranai’de aşığına sunar.

The Abduction of Helen by Paris – Johann Heinrich Tischbein the Elder (1722-1789)

Paris ve Helen donanmayla Troya’ya yaklaştığında ise Hera’nın çıkardığı kuvvetli fırtınalar gemilerin Kıbrıs’a yönelmesine neden olur. Menelous’un kendilerini takip edeceğinden korkan Paris ve Helen, birkaç ay boyunca Phoinikia, Kıbrıs ve Mısır’da kalmaya karar verirler ancak en sonunda Troya’ya ulaştıklarında evlenirler. Troyalılar genç kadının güzelliği karşısında büyülenirler ve onu hemen saraya davet ederler. Helen’in güzelliği karşısında etkilenen Kral Priamos da gelinini geri göndermeyeceğine dair yeminler eder.

Troya Savaşı ve Paris’in Ölümü

Helen’i almak için bütün Yunan şehir devletleri birleşerek, gemiler dolusu kahraman Troya surlarının önüne gelir. Bu ordunun başında ise Menelous’un abisi Miken Kralı Agamemnon vardır. Agamemnon dışında büyük kahraman Akhilleus da bu savaşta yer alır. On yıl süren savaşta Apollon, Artemis ve Aphrodite, Troyalıların; Hera ve Athena başta olmak üzere pek çok tanrı ve tanrıça da Akhalar denen Yunanlıların tarafını tutmuştur.

Troya Savaşı sırasında Paris’in tutum ve davranışı pek parlak değildir. Abisi Hektor’un tam karşıtı olarak zayıf, korkak, bencil ve sorumsuz bir insan olarak gösterilir. Hektor onu ağır sözlerle azarladığı, Menelaos’la kozunu paylaşmak için teke tek savaşa kışkırttığı halde, Paris her fırsatta kaçma yolunu bulur. Örneğin Akhilleus ve emrindeki Myrmidorların savaş meydanından çekildikten sonra Troyalıların cesaretlenerek saldırıya geçmeleriyle Agamemnon ateşkes imzalamak zorunda kalır. Anlaşmaya göre Paris ile Menelaos’un Helen için teke tek dövüşmesi gerekir. Ancak düello istenen şekilde sonuçlanmamış, Paris’in yenilmek üzere olduğunu gören Aphrodite onu bir sis bulutuna sararak Troya’ya kaçırmıştır. Yine de Paris yakışıklı, güzel silahlı, çevik bir savaşçı olarak canlandırılır ve birçok Akhalıyı nasıl alt ettiği anlatılır.

Menelaus and Paris – Johann Heinrich Tischbein the Elder (1722-1789)

Savaş sırasında ünlü kahramanlardan Akhilleus, Paris’in ağabeyi Hektor’u öldürür, Paris de Apollon’un yönelttiği bir ok ile Akhilleus’u topuğundan yaralayarak ölümüne sebep olur. Troya savaşına daha sonra katılan Philoktetes ise kendisine Herakles tarafından verilmiş Hydra yılanının zehirli kanına batırılmış olan okları kullanarak Paris’i ağır bir şekilde yaralar.

The Death of Paris – Antoine Jean Baptiste Thomas (1791-1833)

İşte o zaman Paris, Oinone’nin kendisini iyileştirebileceği konusunda söylediği sözleri hatırlar. Ancak artık çok geç kalmıştır. Bir başka anlatıya göre de yaralanan Paris arkadaşlarından kendisini İda Dağı’na götürmelerini istemiş fakat gittiklerinde Oinone yardım etmeyi reddetmiştir.

     Yararlanılan Kaynaklar

  • Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü
  • Robert Graves – Yunan Mitleri
  • Donna Rosenberg – Dünya Mitolojisi
  • Turhan Yörükan – Yunan Mitolojisinde Aşk
[Toplam:3    Ortalama:4.3/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz