Anadolu Selçuklu devleti 11. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak 13. yüzyılın ortalarına kadar yoğun bir imar faaliyetinde bulunarak kendine has sanat üslubuyla Anadolu’nun birçok şehrinde anıtsal yapılar inşa etmişlerdir.

13. yüzyılın ikinci yarısında 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ yenilgisi ile Anadolu’da İlhanlı hakimiyeti başlamıştır. Bu süreçte Anadolu’da sosyal, siyasi ve kültürel açıdan birçok değişiklik yaşanmıştır. Sultanların yerine vezirlerin ve önemli devlet adamlarının imar faaliyetinde bulunduğu bu dönemdeki siyasi farklılıklar, dönemin mimarisine de yansımıştır. Konya, Sivas ve Erzurum gibi önemli Selçuklu şehirlerinde İlhanlı ve Selçuklular tarafından anıtsal yapılar inşa edilmiştir. İlhanlı üslubunda inşa edilmiş önemli Selçuklu eserleri olarak Niğde Hüdavend Hatun Türbesi, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Tokat Gök Medrese, Sivas Gök Medrese sayılabilir.

Anadolu Selçuklu devleti sanatını 1243 yılı öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek gerekirse 1243 yılı öncesi Selçukluların refah düzeyinin yüksek ve güçlü olduğu bir dönemdir.  1243 yılı sonrası ise siyasi, iktisadi ve kültürel açıdan birçok karışıklığın yaşandığı bir dönem olmuştur. İlhanlı hâkimiyetiyle beraber Anadolu’ya birçok yabancı usta gelmiş bu da Anadolu’da üslupsal çeşitliği yaratmıştır.

1243 yılı öncesinde yapılarda daha çok geometrik bezemeler kullanılmıştır. Geometrik bezeme özellikle iç içe geçmiş dikdörtgen, çokgen ve kırık çizgilerle biçimlenen yıldız sisteminden oluşmaktadır. 

1243 yılı sonrasında geometrik bezemenin yerine yaygın olarak bitkisel süslemeler tercih edilmiştir. Bununla beraber yazı, figürlü ve çinili süslemelerde de artış gözlenmiştir.  Bitkisel süslemeler, rumi, palmet, lotus ve hayat ağacı gibi geleneksel motiflerden oluşmuştur. Bu motifler ışık gölge oyunlarının verdiği derinlik etkisiyle hafif dışa taşkın bir görünüm sergilemiştir.

İlhanlı döneminin etkisiyle mimari tezyinatında, simgesel, fantastik ve kozmik özelliklere sahip figürler kullanılmıştır. Çift başlı kartal, siren, yırtıcı hayvanlar, hayat ağacı, insan kabartmaları bu dönemde sıkça kullanılmıştır. Bu dönemin önemli eseri olan Niğde Hüdavent Hatun türbesi figürlü kabartmaları konu, stil ve sembol bakımından dikkat çekicidir. Türbede yüksek kabartma ile işlenen sirenler, aslanlar, çift başlı kartal ve bitkisel bezemeler arasına gizlenmiş insan figürleri dikkat çekicidir.

İlhanlı sanatıyla beraber mimari tezyinatında simgesel figürlü kompozisyonlar kullanılmaya başlamıştır. İri ve gösterişli palmiye dallarıyla oluşturulmuş hayat ağacı genellikle kompozisyonun merkezinde yer alır. Hayat ağacının dalları üzerindeki meyveler ve hayvan figürleriyle bereket ve hayat vericiliği sembolize etmektedir. Hayat ağacının üzerinde kartal gibi yırtıcı bir hayvan figürü altında ise bir vazodan yükselen hayat ağacı, ağacın iki yanındaki yırtıcı memeliler veya ejderhalar yer almaktadır. Bu kompozisyonda kartal hakimiyet kavramını vurgularken, vazodan yükselen hayat ağacı dünyanın devamlılığını, vazo ise ebedi hayat suyu ihtiva eden bir semboldür. Bu kompozisyonun önemli bir örneği Kayseri Döner Kümbette görülmektedir.

Kabartmada, merkezde bir hayat ağacı, hayat ağacının üzerinde bir çift başlı kartal, hayat ağacının altında karşılıklı duran iki harpi yer almaktadır. Bu kompozisyonun benzerleri Erzurum Çifte Minareli Medrese, Erzurum Yakutiye Medresesi, taçkapılarında yer almaktadır. Çifte Minareli Medrese’ de hayat ağacı kökleri kıvrılarak ejder başına dönüşürken, Yakutiye Medresesinde ise tıpkı Döner Kümbet’in batı cephesindeki kompozisyonda olduğu gibi hayat ağacının köklerinin iki yanında karşılıklı iki aslan yer almaktadır.

1243 öncesi Selçuklu yapılarının taçkapıları daha hantal bir görünüşe sahiptir. 1243 sonrasında taçkapılarda bordür sayısı artmış boyu uzamış daha estik bir görünüme kavuşmuştur.

Bu dönemde inşa edilen yapılarda mimari açıdan farklılık görünmezken çeşitlilik daha çok cephe düzenlemesi ve tezyinatında görülmektedir.  Yapıların ön cephelerinde büyük boyutlu pencereler, köşe kuleleri, nişler ve çift minareli taçkapılar eklenerek hareketlilik kazandırılmıştır. Selçuklu dönemi yapılarında sıkça gördüğümüz Mukarnas kavsaralı taçkapıların mukarnas sırası artarak daha da belirgin hale getirilmiştir. Bu şekilde yapılara anıtsallık kazandırılmıştır.

Selçuklu dönemi mimarisinde dış cephede tezyinat taçkapılarda yoğunlaşmışken bu dönemde taçkapının yan cephelerinde pencereler nişler ve köşe kulelerin yayılması ön cephenin hareketliliğini arttırmıştır.  Süslemenin dağılımının yanı sıra, kompozisyon düzeninde ve üslubundaki farklılaşmalar  yapıların algılanmasını kolaylaştırmıştır.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Nermin Şaman Doğan – Bezemeye Bakış: Anadolu’da Selçuklu İzleri
  • Selçuk Mülayim – İlhanlı Döneminde Anadolu Plastiğinde Asya Çağrışımları
  • Gönül Öney – Niğde Hüdavent Hatun Türbesi Figürlü Kabartmaları
  • Ayşegül Bekmez – Kayseri Döner Kümbet Tarihi Banisi Türk Sanatındaki Yeri
[Toplam:2    Ortalama:4/5]
PAYLAŞ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz