Tezkiretü’l-Bünyan’ın Yazımına Başlanması

Dönem padişahı, Sai Mustafa Çelebi’den Osmanlı Devleti’nin baş mimarı olan Abdülmennan oğlu Sinan için, tarihte adı ve izi kalıp güzel anılmasına vesile olması adına, Sinan’ın başından geçenleri, koşukla düzyazıyı karıştırarak yazmasını istemiştir. Sai Mustafa Çelebi, padişahın bu emrini yerine getirerek, “Gücüm yettiğince yazıp anlatarak sevinçlere değer katlarına kırık dökük bir armağanla vardım. Yazdığım bu risaleye de Tezkiretü’l-Bünyan adını verdim.” demiştir.

TEZKİRETÜ’L-BÜNYAN

Tezkiretü’l-Bünyan, ilk olarak yaratıcıya, Peygambere, Dört Halife’ye, Hasan ve Hüseyin’e, Padişah’a, Sadrazam’a düzülen övgü ve dualarla başlamaktadır. Sai Mustafa Çelebi eserde, Mimar Sinan’a övgülerde bulunarak onun için “Dilinden övgü eksik olmayan duacı, ustaların piri Abdülmennan oğlu Sinan” diye bahseder.

Mimar Sinan’ın Yaşamı

Türk mimarlık tarihinin şüphesiz en önemli adı olan Mimar Sinan’ın yaşamı konusundaki bilgilerimizin çoğu kendi zamanında kaleme alınmış metinlere dayanır. Bu metinlerden biri Tezkiretü’l-Bünyan’dır. Tezkiretü’l Bünyan’da övgü ve dua bölümünden sonra Mimar Sinan’ın yaşamı hakkında çeşitli bilgilerin verildiği bölüm gelir.

Mimar Sinan, Sultan Selim Han’ın saltanatı zamanında Kayseri sancağından devşirilmiştir. Bu dönemde, Arap ve Acem diyarlarını gezerek gördüğü mimari yapıları örnek almıştır. İstanbul’a döndüğünde bir süre daha Sultan Selim’in hizmetinde çalışarak daha sonra dış hizmetlere geçmiştir. Sultan Selim vefat ettikten sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın hizmetinde bulunan Mimar Sinan askeri başarıları ve mimarlık kabiliyetiyle devleti yönetenlerin gözüne girerek yeniçeri olmuştur. Yeniçeri olduğu sırada Rodos, Belgrat, Mohaç ve Boğdan seferine katılmış, Mohaç seferinden döndükten sonra Yayabaşı olmuş daha sonra zenberekçibaşılık görevine getirilmiştir. Mimar Sinan, Kanuni döneminde İran Seferi sırasında Van Kalesi’nin Tatvan Gölü yakınlarında yaşanacak bir çatışma için Vezir Lütfü Paşa’nın isteği üzerine gemi inşa etmiştir. Bu olay, Sinan’ın mimarlığa yükselebilmesi için önemli bir adım olmuştur. Dönemin mimarı Abdulkerim oğlu Aleaddin Ali Bey, ölüp mimarlık makamı boş kalınca Lütfü Paşa, göreve Mimar Sinan’ı layık görerek “mimarlığa haseki olan Sinan subaşının getirilmesi gerekir. Ondan başka bu işi gereğince yapabilecek kimse yoktur. “ demiştir. Bunun üzerine Mimar Sinan yeniçeri ocağından ayrılarak teklifi kabul etmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni mimarı olmuştur.

Yavuz Sultan Selim Devrinde Mimar Sinan

Eserde, Yavuz Sultan Selim devri çok kısa tutulmuştur. Yavuz Sultan Selim için Sai Mustafa Çelebi “Osmanoğullarının kılıcı, yüksek yuvalı şahin, Arap ve Acem ülkelerinin fatihi, alemin hükümdarı Sultan Beyazıt oğlu Sultan Selim Han’dır.” diyerek sultanı tanıtmış; Selim Han’ın doğu ve batıyı ayırdığını ve Sultan Selim’in devşirmesi olduğu anlatılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Devrinde Mimar Sinan

Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan’dan, şehzadesi Mehmed Han için İstanbul’un eski odalar semti yakınında bir büyük cami yapılmasını ve yapımına türbeden başlanmasını istemiştir. Mimar Sinan, eseri öven ve yücelten ifadelerde bulunmuştur aynı zamanda caminin hangi tarihte tamamlandığını ve inşasında kaç akçe sarf edildiği bilgisini de şu ifadelerle belirtmiştir. “Şükürler olsun, Allah’ın yardımıyla tamamlanması nasip oldu, 950 tarihinin Rebiülevvelinde başlanıp 955 Recebinde namaz kılındı. “m”abed-i Ümmet-i Resul-i emin” sözleriyle tarih düşürülmüştür” masrafına 151 yük akçe sarf olundu.”

Tezkiretü’l-Bünyan’ın en uzun bölümünü Kanuni döneminde inşa edilen suyolları oluşturur. Kanuni Sultan Süleyman Kâğıthane yakınlarında akarsuların pislenmiş ve tahrip edilmiş hallerini görerek suyolu inşası için Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir. Mimar Sinan suyollarını onararak pınarları dağdan bir hendekle suyu bentlerde toplayıp lüleler takmıştır. Mimar Sinan, İstanbul şehrine su dağıtmak için kemerler inşa etmiştir. Sinan’ın inşa ettiği kemerler; Uzun, Kovuk, Güzelce, Mağlova ve Müderrisköy Kemeri’dir. Kanuni Sultan Süleyman bu suyun her mahalleye akmasını çeşme inşa edilecek yerde çeşme, çeşme inşa edilmesi mümkün olmayan yüksek yerlerde de tatlı su kuyuları olsun istemiştir. Kanuni’nin bu isteğini de gerçekleştiren Mimar Sinan, Kanuni tarafından, hilat ve çeşitli armağanlarla mutlu edilip yüceltilerek birçok yönden ayrıcalıklı konuma getirilmiştir. Eserde kemerlerin, hangi tarihte tamamlandığı ve inşasında kaç akçe sarf edildiği bilgisini de şu ifadelerle belirtmiştir.  “962 senesi Zilkaidesinin ilk günlerinde Mimar Sinan inşaya başlanmıştır. Bütün onarımlara, bina ve kemer yenilemelerine ve öbür yapılarına 402 yük ve 63 bin akçe harcanmıştır. Daha sonra, 971 tarihinde büyük selde yıkılan Mağlova Kemeri’nin yeniden yapımına 97 yük ve 91.140 akçe harcanmıştır. Turunçluk Kemeri’ne 300 bin ve 31-325 akçe harcanmıştır.”

Süleymaniye Cami’nin İnşası

Tezkiretü’l-Bünyan’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a sipariş verilen Süleymaniye Cami’nin inşası ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olup Kanuni’nin ve Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camisine verdiği önem üzerinde durulmuştur. Camide dört mermer sütun yer alır. Sütunların her biri bir başka diyardan getirilmiştir. Bunlardan biri Kıztaşı’dır.  Eserde Kıztaşı’nın camiye ne şekilde taşındığı konusunda ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci sütun İskenderiye’den mavnayla getirilmiştir. Üçüncü sütun, Baalbek’ten deniz kenarına indirilip aynı şekilde mavnayla taşınmıştır. Son sütun ise Topkapı Sarayı’ndan camiye taşınmıştır. Caminin sütunları ve dört minaresi dört halifeye; nakışlı camları ise Cebrail’in kanatlarına benzetilerek; yapıya yücelik, eşsizlik ve dini açıdan kutsallık kazandırılmıştır. Eserde caminin inşa yılı ve ne kadar masraf yapıldığı şu sözlerle belirtilmiştir. “957 tarihinin Cemaziyelevvelinde başlanıp 963 tarihinde kubbesi kapanmış ve 9764 senesi Şevvalinin ilk gününde, ilk cumasında namaz kılınmıştır. Bütün ekleriyle birlikte inşasına 800 bin ve 96 bin üç sikke harcanmıştır.”

Kanuni Sultan Süleyman saray bahçesinin daha canlı ve yeşillik olması için Sinan’dan su dolabı yapılmasını istemiştir. Mimar Sinan daha eski bir dönemden kalan dolap kuyusunu demir künklerle kazarak ortaya çıkarmıştır. Bu isteği de yerine getirerek saray bahçesinin daha canlı görünmesini sağlamıştır.

Kanuni Sultan Süleyman daha önceki dönemlerde Büyükçekmece’de inşa edilip yıkılan köprü yerine yeni bir köprü inşa ettirmek istemiş ve Mimar Sinan’ı bu iş için görevlendirmiştir. Mimar Sinan inşaya başladıysa da Zigetvar Seferi’ne çıkıp orada vefat eden Kanuni Sultan Süleyman inşanın bitişini görememiştir.

I. Selim Devrinde Mimar Sinan

Kanuni Sultan Süleyman vefatından sonra geçen II. Selim, Mimar Sinan’dan Edirne’de bir cami inşa etmesini istemiştir. Mimar Sinan ve II. Selim tarafından yüceltilen bu anıt hakkında eserde ayrıntılı bilgi verilmiştir. Kubbenin dört tarafında dört minaresi bulunmaktadır. Her biri üçer şerefeli ve üçer yolludur. Minareler kule gibi olup kalındır.  Ayasofya kubbesinin çevre genişliğinden 4 zira kadar daha geniş yapıldığından bahsedilerek, böyle büyük bir kubbenin yapımının son derece zor olduğundan ve İslam devletlerinde böyle büyük bir kubbe yapılmadığı üzerinde durulmuştur. Bu bölümde yer alan kasidede, Selimiye camisi övülüp yüceltilerek Kabe’ye ve cennet bahçesine benzetilmiştir. Selimiye’nin kubbe ve minareleri göğün dokuzuncu katından bile yüksek olduğu, böyle bir kubbenin dünyada eşi benzeri olmadığını ve bir benzerinin yapılamayacağı ifade edilmiştir. Bu ifadeler yapıya eşsizlik katmak amacıyla yazılmıştır.

III. Murat Devrinde Mimar Sinan

Tezkiretü’l-Bünyan’da bu bölüm oldukça kısa tutularak “Konuşan bir bülbül oldu Sai söyledi tarihini alemin padişahı oldu gül gibi sultan murat yıl 983” bu sözlerle III. Murat’ın tahta geçtiği tarih hakkında bilgi verilmiştir. III. Murat devrinde inşa ettiği yapılar hakkında bilgi verilmemiştir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Sai Mustafa Çelebi – Yapılar Kitabı
[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz