Tezkiretü’l-Bünyan, Sai Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınmış, Mimar Sinan’ı anlatan bir eserdir. Sai Mustafa Çelebi, eseri Mimar Sinan’ın ağzından otobiyografik bir üslup kullanarak yazmıştır. Bu sebeple esere tam olarak ne biyografi, ne de otobiyografi diyebiliriz. Sai Mustafa Çelebi, Mimar Sinan’ı yüceltmek adına kendi gözlemleri ve edebi tarzıyla abartılı ifadelere yer vermiştir. Tezkiretü’l-Bünyan, Mimar Sinan’ın ağzından yazıldığı için yer alan bazı ifadelerden onun karakteri hakkında tahminler yürütmemizi sağlamıştır. Sinan’ın kendisini padişahın nezdinde bir karınca gibi görmesi, onun mahcubiyetini ve ne kadar alçak gönüllü biri olduğunu göstermektedir.

Tezkiretü’l-Bünyan, nazım ve nesir bölümlerin dışında beyit ve mesnevilerden oluşmaktadır. Eserde olay örgüsü tarihsel sıralamaya dayanarak akıcı bir şekilde ilerlemektedir. Estetik kaygı güdülmeden kaleme alınan eserde konu bütünlüğü hakimdir.

Mimar Sinan’ın hayatını ve eserlerinin anlatıldığı bu eserde, Mimar Sinan’ın çocukluk çağından mimarbaşı oluşuna kadar hayatı, hizmet ettiği padişahlar ve katıldığı seferlerle beraber inşa ettiği altı önemli eseri anlatılmıştır. Bunlar Şehzade Camii, Su Tesisi, Süleymaniye Camii, Su Dolabı, Büyükçekmece Köprüsü ve Edirne’deki Selimiye Camisi’dir.

Tezkiretü’l-Bünyan, Sinan’ın sanatına ve hayata dair görüşlerine en fazla rastladığımız metin olması açısından oldukça önemlidir. Şüphesiz Mimar Sinan hakkında daha ayrıntılı bilgiler öğrenmek isterdik ancak dönemin kültürel bakış açısı yazmalarda belli kalıpların ve sınırlamaların dışına çıkılamamış olması, yazmadaki kısıtlı bilgilerin sebebi olabilir. Dönemin anlayışıyla yazılmış eser, mimari tasarım eğilimlerini anlatan bir kitap değildir. Fakat birçok yapı hakkında ancak Sinan’ın bilebileceği ayrıntıları anlatır. Eserde Mimar Sinan’ın inşa ettiği mimari yapılar hakkında verilen bilgilerden, toplumun mimari yapıtı hangi bağlamda değerlendirdiği anlaşılır. Bir cami inşa edilmeden önce, yoksullara kurban kesilip sınırsız nimet ve ihsanlar dağıtıldıktan sonra inşaya başlanırdı. Hz. Ali’nin “ İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır” sözünden de anlaşıldığı gibi, eserlerin toplum tarafından da değer kazanıp yüceltilmesi ve benimsenmesi için bu yardımlarla inşa başlatılırdı.

Eser; yaratıcıya, dört halifeye, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e, padişahlara ve mimara övgü ve dualarla başlamaktadır. Yaratıcıya ve Peygamberlere yapılan övgülerle daha çok Mimar Sinan’ın İslami kimliği ön plana çıkarılmıştır. Yaratıcıya ve peygamberlere yapılan bu övgü dönemin İslam kültür anlayışı sebebiyle yazılmış olabilir. İslam kültür ortamının temeli sadeliğe dayanır. Bu sebeple sanatsal ve estetik bir amaçla eser yazma kaygısı yoktur. Sai Mustafa Çelebi, Tezkiretü’l-Bünyan’da içinde yaşadığı ve yüceliğine inandığı dini ve kültürel ortamı vurgulayarak o ortamda yetişen Mimar Sinan’ın karakterini ve yapıtlarını, Allah’ın yüceliğine gölge düşürmeden, yücelterek eşsizleştirmiştir.

Mimar Sinan’a ait diğer yazmalar içinde sanatçının düşünce ve hayatıyla ilgili ayrıntıları en fazla Tezkiretü’l-Bünyan’da bulmamıza rağmen Osmanlı’nın yüce mimarı Sinan’ın hayatı karakteri ve sanatıyla alakalı bilgiler sınırlıdır. Nitekim Mimar Sinan hakkında yazılmış bu önemli eser, Mimar Sinan hakkında bilgi sahibi olmamız açısından yol göstericidir. Eserde Sinan’ın inşa ettiği bazı yapılar hakkında sadece onun bileceği ayrıntılara yer verilmiştir. Bu bilgiler yapı inşası hususunda yüzeysel kalarak eserlerin inşai teknik bilgisi yetersizdir. Eserler daha çok yüceltilerek dini bir kimlik kazandırılmıştır. Selimiye ve Süleymaniye Cami, Kabe, Mescid-i Aksa, Ayasofya ile karşılaştırılmış, hepsi cennet bahçesine benzetilerek eşsizleştirilmiştir. Bu nedenle Tezkiretü’l-Bünyan, dönemin mimari anlayışı hakkında bilgi veren bir kaynak olmaktan uzaktır.

[Toplam:1    Ortalama:3/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz