Bu çalışma, Koç Kültür Sanat Tanıtım tarafından 2002 yılında “Yapılar Kitabı” başlığı altında, yayınlanan Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye kitabı ve 1975 yılında Orhan Şaik Gökyay tarafından yazılan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan Risale-i Mimariyye referans alınarak hazırlanmış olup eserlerin mukayesesi de buna göre yapılmıştır.

Sai Mustafa Çelebi tarafından yazılmış olan Tezkiretü’l–Bünyan ve Tezkiretü’l–Ebniye 2002 yılında “Yapılar Kitabı Tezkiretü’l–Bünyan ve Tezkiretü’l–Ebniye, (Mimar Sinan’ın Anıları)” olarak Koç Kültür Sanat tanıtım tarafından Koçbank için hazırlanmıştır. 248 sayfadan oluşan kitap; Önsöz, Mimar Sinan’a İlişkin Kaynaklar, Kaynakça, Eserin Günümüz Diline Aktarımı, Dizin, Çeviriyazı ve Tıpkıbasım’dan meydana gelir. Risale-i Mimariye’de önsöz yoktur ancak bir giriş bölümü yer almaktadır. Bu bölümde Risale-i Mimariyye eseri hakkında bilgi vererek öneminden bahsedilmiştir. Tezkiretü’l-Bünyan’da Mimar Sinan’a ilişkin kaynaklar bölümünde olduğu gibi Risale-i Mimariyye eseriyle ilgili yapılan çalışmalar kronolojik sıra içinde ele alınmıştır.

Bu iki nadide eser Osmanlı’nın önemli iki mimarının hayatı ve mimari eserleri hakkında bilgi vermesi açısından oldukça kıymetlidir. Osmanlı dönemi mimari anlayışına ışık tutan bu iki eser; yazılış tarzı ve üslubuyla dönemin kültür ve sanatı hakkında da ipucu vermektedir.

Risale-i Mimariyye, nazım, nesir ve manzumelerden oluşur. Manzumeler beyt, kaside ve gazelden ibarettir. Tezkiretü’l-Bünyan’da nesir bölümlerin dışında beyit ve mesnevilere de yer verilmiştir. Tezkiretü’l-Bünyan’ın günümüz diline çevrilmiş hali daha anlaşılırdır ancak Risale-i Mimariyye’de aynı şey söz konusu değildir. Gökyay, yazmayı aslında olduğu gibi tanıtmak amacıyla eserin orijinal ifadesine ve cümle yapısına dokunmamıştır.

Tezkiretül-Bünyan’da olduğu gibi Risale-i Mimariyye’de yer alan kasidelerde de Allah’ı, peygamberleri ve sahabelerini, Kabe’yi ve kutsal yerleri ve padişahları öven ve onları anlatan cümlelere yer verilmiştir.  İki eserde de yaratıcıya ve padişahlarına yapılan övgüler mimarların İslami kimliklerinin yanı sıra, dönemin dini anlayışıyla ilgili olabilir. Belki de bu dönemde yazılan yazma eserlerin ortak özellikleri ilk olarak yaratıcıya ve peygamberlere övgüyle başlamaktadır. İki eserde de, dönem padişahlarına yapılan övgülerin dışında onların padişahlıkları hakkında bilgi verilerek şahit olunan tarihi olaylara da değinilmiştir.Yaratıcıya,peygamberlere ve padişahlara yapılan bu övgülerin dışında, yazarlar bahsi geçen mimarları ve inşa ettiği yapıları yüceltmiştir. Tezkiretü’l-Bünyan’da Mimar Sinan’ın inşa ettiği yapılar dini anlamda yüceltilerek kutsallaşmıştır. Risale-i Mimariyye’de ise Mimar Mehmet Ağa’nın eserlerinin önemi ve eşsizliği anlatılmıştır ancak Tezkiretü’l-Bünyan’da olduğu kadar abartılı ifadelere yer verilmemiştir.

Risale-i Mimariye’nin yazarı olan Cafer Efendi’nin kim olabileceği ve hayatı hakkında kısa da olsa bir bilgi verilmiştir. Tezkiretü’l-Bünyan’da Sai Mustafa Çelebi hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.

Sai Mustafa Çelebi, Tezkiretü’l-Bünyan’ı, Mimar Sinan’ın ağzından, kendi görüş ve düşüncelerini de katarak yazmıştır. Sai Mustafa Çelebi, ustaların piri diye nitelendirdiği Mimar Sinan’ı anlatırken kullandığı bazı ifadeler Sinan’a ait olmayacak niteliktedir. Selimiye Cami kubbesinin yerden yüksekliğinin Ayasofya’dan daha fazla olduğunu söyleyen Sai, mimarı yüceltmek için bu bilgiyi vermiş olabilir. Kaldı ki Mimar Sinan’ın böyle teknik bir bilgi konusunda yanlış bir ifade kullanması beklenmez. Tezkiretü’l-Bünyan’da Mimar Sinan’a ait bilgiler sınırlıdır. Eser, genel olarak incelendiğinde, Mimar Sinan’ın karakteri hakkında sadece tahminlerde bulunabiliriz. Benzer şekilde Cafer Efendi, Risale-i Mimariyye’de Mimar Mehmet Ağayı ve eserlerini överek yüceltmiştir. Cafer Efendi, Risale-i Mimariyye’de geçen gazellerin her birinde Mimar Mehmet Ağa’nın hayatı, karakteri ve sanatıyla alakalı ayrıntılı bilgiler vermiştir. Birinci gazelinde Mimar Mehmet Ağa’nın sanatına olan üstatlığına dair bilgi verilir. İkinci gazelde mimarın eli açıklığı ve lütufları anlatılır. Üçüncü gazelde mimarın isminin hadımü’l Haremeyn olduğuna dairdir. Dördüncü gazelde ise dünya evi geçiminin kötüleşmesine ve ahrete hazırlığa dairdir. İki Mimarda öncelikle Osmanlı devlet yapısı içinde farklı yerlerde farklı yaptığı işler yapmış sonrasında ise mimarbaşılığa kadar yükselmiştir. Anlaşıldığı üzere Sai Mustafa Çelebi, Tezkiretü’l-Bünyan’ı, Mimar Sinan’ın kendi dilinden birinci tekil şahısla kaleme alınmıştır. Risale-i Mimariyye’de, böyle bir durum söz konusu değildir. Mimarın hayatı, Cafer Efendi’nin kaleminden aktarılmıştır.

Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun iki önemli mimarı hakkında birinci elden verilen bu bilgiler, milli kültürümüz ve mimarlık tarihimiz açısından oldukça kıymetlidir.

[Toplam:2    Ortalama:2/5]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz