Pierre Auguste Renoir, 25 Şubat 1841 tarihinde Fransa’da bulunan Limoges şehrinde doğmuştur. Babası Leonard Renoir ve annesi Marguerite Merlet’tir. Annesinin işçi, babasının da zanaatkâr olduğu bilinmektedir. Ailenin altıncı çocuğu olan Auguste Renoir, orta sınıf bir ailede büyümüştür. Renoir doğduktan üç yıl sonra aile, ekonomik sebeplerle Limoges’ten Paris’e taşınmıştır. Renoir için Paris hem eğitim hayatının başlangıcı olmuş hem de iş hayatının ilk adımlarını atmasına da yol açmıştır.

Auguste Renoir, romatizma hastasıdır. Bu hastalık onu iyice zayıflatmıştır. Renoir, 1903 yılından vefatına kadar yaşamını güney Fransa’da geçirmiştir. Yaşamının son günlerine kadar resim yapmayı sürdüren sanatçı 1919’da vefat etmiştir.

Eğitim Hayatı

Auguste Renoir, eğitimine ilk olarak “Frere des Ecoles Chretiennes” adlı bir dini okulda başlamıştır. Okuma ve yazma ile aritmetiği bu okulda öğrenen Renoir müzik ile de ilgilenmiştir. Müziğe yeteneği olan sanatçı, böylelikle besteci Charles Gounod’un yönettiği Saint-Eustache kilisesinin genç erkek korosuna katılmıştır. Charles Gounod, Renoir’in resim yeteneğini keşfetmiş ve bu konuda eğitim alması için onu desteklemiştir.

1854’te ailesi Renoir’i okuldan almıştır. Resim yeteneğini fark eden aile, Renoir’in kendisini geliştirebilmesi için Lévy kardeşlerin atölyesine çırak olarak verilmiştir. Renoir’in buradaki esas işi atölyede üretilen porselenleri, çizdiği resimlerle süslemektir. Bu usta sanatçıların atölyesinde porselen tabaklar boyayarak ailesine maddi destek sağlayan sanatçı, aynı zamanda sanatını da geliştirmiştir. Renoir, atölyede ressam ve heykeltıraş olan Emile Laporte ile tanışmıştır. Laporte, sanatçıya tuvallerini ve renklerini kullanmasını önermiş ve böylelikle geleceğin Empresyonisti olan Renoir ilk eserini yapmıştır. 1858 yılında atölyenin kapanmasıyla Renoir işsiz kalmıştır.

Eğitimine devam edebilmek amacıyla 1859’da benzer bir iş bularak çalışmaya başlayan sanatçı, 1862’de Ecole des Beaux Arts’ın sınavlarını kazanarak burada eğitim almaya başlamıştır. Renoir, burada Charles Gleyre tarafından verilen ücretsiz bir atölyeye de katılmıştır. Gleyre’nin atölyesinde eğitim aldığı yıllarda hayatı boyunca en iyi arkadaşları ve sanat yoldaşları olacak Frédéric Bazille, Alfred Sisley, ve Cladue Monet gibi isimlerle tanışmıştır. Renoir, atölyede; çizim, perspektif, anatomi ve benzerlik yarışmalarına katılarak önemli başarılar elde etmiştir.

Sanat Hayatı ve Eserleri

1870’li yıllardan itibaren eserlerini sergileyen Auguste Renoir, sanat yaşamının ilk yıllarında Monet’in üslubundan etkilenmiştir. Bu iki sanatçının da eserleri üslup açısından benzerlik göstermektedir. Monet’in ışığı kullanma biçiminden etkilenen Renoir, Monet’in doğa resimleri yerine daha çok insan betimlemeyi tercih etmiştir. Renoir’in etkilendiği diğer kişiler ise Delacroix, Courbet ve Lautrect‘tir. Özellikle Delacroix’in renk paletinden etkilenen sanatçı, Courbet’in plastik ifade biçimi ile bir sentez haline getirmiştir. Renoir, her ne kadar bu sanatçılardan etkilense de her zaman yeniliklere açık bir sanatçı olmuştur.

La Esmeralda

Auguste Renoir, sanatının erken yıllarında orta sınıf yaşamı ve bu dönemin ahlaki yapısını eserlerine yansıtmıştır. Bu anlamda ilk başarısı “La Esmeralda” eseridir. 1864’te bu resim Paris’te Fransa’nın resmi sergi sarayı olan Salon’da sergilenmiştir. Renoir bu eserini, Victor Hugo’nun Notre Dame’nin Kamburu adlı ünlü romanından esinlenerek çizmiştir. Eserde Esmeralda bir yatağın üzerinde daha sonra engizisyon tarafından kendisinin cadı olduğuna kanıt olarak gösterilecek keçiyle birlikte resmedilmiştir. Renoir’in ilk büyük eseri olan La Esmeralda, daha sonra sanatçı tarafından yok edilmiştir. Özellikle La Esmeralda, Renoir’in ilk büyük eseri olarak kabul edilmektedir.

La Esmeralda

Şemsiyeli Lise

Auguste Renoir’in sergilenmeye layık görülen bir diğer eseri ise Şemsiyeli Lise’dir. 1867 yılına ait olan bu eserde Lise Tréhot isimli model, ormanda poz verirken resmedilmiştir. Bu eser, eleştirel açıdan başarılı bulunmuştur. 1687 yılına kadar aydınlık resimler yapan Renoir bu eserinde Courbet’in eserlerinde sıkça kullandığı koyu renk tekniğini kullanmıştır. Özellikle koyu renk düzenini koruyarak bu yolla parlak bir görünüş yakalayan sanatçı, renklerini verniklerle geniş alanlara yayarak kendine has bir tarz ortaya koymuştur.

Madame Georges Charpentier

Renoir, Empresyonist dönem olarak adlandırılan ve 1872–1882 yılları arasını kapsayan dönem boyunca; Monet, Berthe Morisot ve Sisley gibi bir bahçe içerisine yerleştirdiği portreler, nü’ler ve gruplarda ışık etkileri üzerine çalışmıştır. Örneğin Çocukları ve köpeğiyle Madam Charpentier’nin portresini yapan Renoir’in bu eseri son derece önemlidir. Charpentier’nin etkisi sayesinde bu tablonun 1879 yılındaki Resmi Sergi’de en iyi yerlerden birinde ve yerden 120 cm yükseklikte sergilendiği belirtilmektedir.

Şemsiyeler

1874’te Salon dışında bağımsız bir sergi düzenleyen Claude Monet’in etkinliğine Renoir ile birlikte Degas, Manet, Pisarro, Morisot gibi isimler katılmıştır. Bu gruba Claude Monet’in “Gün Doğumu (Impression, Soleil Levant)” tablosundan esinlenilerek “empresyonist” adı verilmiştir. Renoir, 1878’de yeniden Salon’a başvurduktan sonra empresyonistlerden uzaklaşmaya başlamıştır. Renoir’in İtalya’da keşfettiği yağlı boya ustaları, özellikle izlenimcilerden uzaklaşmasının en büyük sebebi olmuştur. Kötülüğün de resme konu olabileceğini savunan Renoir, karamsar bir tutum içine girmiştir. Üslubundaki bu değişikliği gösteren eser de “Şemsiyeler”dir.

Bu dönemden sonra Renoir’in kalıcı temalara ve nü resimlere ağırlık verdiği görülmüştür. İlk dönemlerde özellikle genç kızları konu olarak almıştır. Daha sonra biçemini oturtup, yalınlaşmaya başlayınca mitolojik temaları tercih etmiştir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Selma Dolaştır-Pıerre Auguste Renoir’in Resimlerinde Kadın Teması ve Görsel Kültür Açısından Değerlendirilmesi
  • Dirim Dergisi-Pierre Auguste Renoir
  • Brodskai︠a︡, N. V.-Renoir


Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı giriniz